İnsan bazen kendi varlığını omuzlarında bir yük gibi taşır. Oysa asıl ağırlık, var olmak değil; nasıl var olduğumuzdur. Kundera’nın “hafiflik” dediği şey, sorumsuzlukla karıştığında insanı savurur. Ama vicdan devreye girdiğinde, o hafiflik anlam kazanır.
Var olmak tek başına nötrdür. Nefes almak, yürümek, konuşmak… Bunlar biyolojidir. Fakat vicdan, varoluşu ahlâka dönüştürür. Bir çocuğun başını okşamakla okşamamak arasındaki fark, işte o görünmez terazidedir. Kimse görmez belki, ama insan kendini görür.
Hafiflik, “Benden ne olur?” demektir.
Vicdan ise, “Benden ne eksilir ya da ne çoğalır?” diye sorar.
Çağımız, hafifliğin çağrısını yapıyor: Hızlı yaşa, az düşün, çabuk unut. Vicdan ise yavaşlatır. İçimizde küçük ama inatçı bir ses gibi durur: “İnsansan, sadece yaşama; hisset ve sorumluluk al.”
Belki de insanın gerçek ağırlığı, başkasının acısını taşıyabildiği kadardır.
Ve belki de var olmanın en güzel hafifliği, kimseyi ezmeden yaşayabilmektir.
Çünkü vicdan, varlığı yeryüzüne sabitleyen tek ağırlıktır.
VAR OLMANIN HAFİFLİĞİ
Var olmanın dayanılmaz bir hafifliği var;
tutunacak yer arayan bir bilinç gibi.
Dünya bir sınav mı,
yoksa iyi kurgulanmış bir illüzyon mu?
Cevaplar değişir,
soru kalır.
Bilgisayar oyunlarını biz yönetiriz:
kuralları bellidir,
sınırları çizilidir,
kaybedince yeniden başlarsın.
Peki bu oyunda
bizi kim yönetiyor?
Genetik mi,
toplum mu,
alışkanlıklar mı,
vicdan mı,
irade mi ,
korkular mı?
Yoksa en sessiz yönetici
alıştığımız şeyler mi?
Biz kimiz?
Bir bedene sıkışmış bilinç mi,
yoksa bilinci olan bir beden mi?
Kimliğimiz etiketlerden mi ibaret,
yoksa sorularımız kadar mıyız?
Maddiyat,
oyunun puan tablosu gibi durur önümüzde.
Topladıkça kazanıyormuş hissi verir,
ama oyunu bitirmez.
Bir yerde fark edersin:
puan çoktur,
anlam eksik.
Işığı arayan kim?
Karanlıktan korkan mı,
yoksa karanlığın
yetersizliğini bilen mi?
Belki de özgürlük,
oyunu bırakmak değil;
oynarken farkında olmaktır.
Kim tarafından yönlendirildiğini görmek,
direksiyonun bir anlığına
eline geçtiği andır.
Varoluş hafiftir
çünkü kesinlik yoktur.
Ama insan ağırdır,
çünkü anlam taşır.
Ve belki de biz,
ne tamamen esiriz
ne tamamen özgür.
Biz,
ışıktan şüphe eden
ama yine de
ona doğru yürüyenleriz.
Orhan Babayiğit
01-02-2026



