Aydın’ın Kuşadası’nda siyaset denince akla gelen ilk isimlerden biri, kuşkusuz Behçet Alp. Ancak Alp’in namı, resmi unvanlarından çok, halk arasında dillere pelesenk olmuş bir lakapla yürüyor: “Parçala Behçet.” Kendisi bu lakaptan pek hoşlanmasa da, işin gerçeği şu ki, Behçet Alp kimdir diye sorsanız tanımayan çoktur; ama “Parçala Behçet” dendi mi, tüm Aydın’da bir tanışıklık, bir aşinalık belirir yüzlerde. İşte bu, modern siyasetin ironik bir portresi: Bazen bir lakap, resmi bir kimlikten çok daha güçlü bir markaya dönüşebiliyor.
“Duruş” Tartışması: Siyasette ve Basında Erdem Arayışı
Son günlerde bu “Parçala Behçet” markası etrafında dönen bir başka tartışma ise, Alp’in sözde basın danışmanı Fikret Erol Avcı ile gazeteci Hasan Debreli arasında yaşanan gerilim. Tartışmanın fitilini Avcı’nın Debreli’ye yönelik “Kaç duble kafası bu? Yapma sağlığını bozuyor abi. Bu ilçeye bir Arif Çemrek yeter sana gerek yok” şeklindeki, pek de “danışmanlık” usulüne uymayan yorumu ateşledi. Debreli’nin “Fikret Erol Avcı sana bu yorumu yakıştıramadım… Bundan sonra sen bana üzülme kendine üzül abim” diyerek topu taca atmasıyla başlayan bu “atışma”, Avcı’nın “duruş” kavramını ortaya atmasıyla daha da kişisel bir hal aldı.
Avcı’nın “Azıcık duruşun olsa senin en kötü gününde yanında olan adama, siyasi bir partinin ilçe başkanına, sana sofrasını açan adama parçala Behçet gibi aşağılık bir şey yazmaya imtina edersin. Ama duruş nerde? Bu duruş kaç para?” şeklindeki sert çıkışı, işin rengini iyice değiştirdi. Bir basın danışmanının bir gazeteciye, üstelik “duruş” gibi etik bir kavram üzerinden bu denli kişisel ve aşağılayıcı bir dil kullanması, sadece basın mesleği için değil, siyasi iletişim etiği açısından da düşündürücü. Anlaşılan o ki, “duruş” bu tartışmada hem bir eleştiri aracı hem de, ne yazık ki, kaybolmuş bir değerin feryadı haline gelmiş. “Kuşadası sen ve senin gibilerden bıktı” derken, acaba bu “bıkkınlık” tam olarak kimlerden ve neden kaynaklanıyor, sorgulamak gerek.
CHP’den İYİ Parti’ye: Seçmeni Utandıran Tavırlar ve “Selden Kütük Kapma” Sanatı
“Parçala Behçet” ve çevresindeki bu “duruş” meselesi yetmezmiş gibi, CHP Kuşadası İlçe Başkanı Mehmet Gürbilek’in de İYİ Parti Kuşadası İlçe Başkanı Behçet Alp’e yönelik eleştirileri, siyasetin tatlı-sert yüzünü bir kez daha gösterdi. Gürbilek, Alp’in AKP iktidarından “medet umar” bir tavır sergilemesini “seçmeni utandıran, Atatürk ilke ve değerlerine aykırı bir yöneliş” olarak niteledi.
Gürbilek’in “Kapı kapı dolaşmadığın yer kalmadı, şimdi de fazla bekleme, doğrudan git AKP’ye üye ol! Laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Atatürk ilkelerini savunan bir partinin ilçe başkanı olarak bu ‘selden kütük kapma’ tavrınla daha fazla hayal kırıklığı yaratma” sözleri, adeta bir siyasi strateji dersi niteliğindeydi. Anlaşılan o ki, siyasette bazen rüzgarın estiği yöne göre hareket etmek, hatta “selden kütük kapmak” bile bir beceri sayılıyor. Ancak bu “beceri”nin seçmende yarattığı hayal kırıklığı, sandıkta nasıl bir karşılık bulur, asıl önemli olan o.
Sosyal Medya İletişimi: X’ten Facebook’a Emekli Dayılarla Huzur
Ve gelelim “Parçala Behçet”in dijital dünyadaki manevralarına. Duyduğumuza göre, genel merkezden yenen bir “fırça” sonrası X’e (eski adıyla Twitter) “elveda” deyip Facebook’a “merhaba” denmiş. Bu hamle, bazı kesimlerce “X’te yorumlar açık korkusu, Facebook’ta emekli dayılarla huzur” şeklinde, ironik bir dille yorumlandı. Haklılar da; zira X’in keskin ve anlık eleştiri ortamından, daha “filtreli” ve belli bir yaş kitlesine hitap eden Facebook’un sakin sularına geçiş, adeta bir “dijital emeklilik” sinyali gibi okunuyor.
“Yıllar 2025, Behçet hâlâ ‘Halkla Facebook’tan buluşma’ peşinde…” cümlesi, bu durumu özetler nitelikte. Ve şimdi akıllardaki soru: Sıradaki hamle ne? Belki de Behçet Alp’ten bir LinkedIn açılımı gelir: “Değerli büyüklerim, kıymetli networküm…” Ne de olsa siyasette her platform, bir “manevra ustası” için yeni bir arenadır.
Kuşadası siyaseti, “Parçala Behçet”in lakabından tutun da, basın danışmanıyla gazeteciler arasındaki “duruş” tartışmalarına, parti içi eleştirilere ve sosyal medya stratejilerine kadar, tam bir tablo çiziyor. Bu tabloya bakınca, siyasetin sadece projelerden ibaret olmadığını, bazen kişisel kapışmaların, bazen de mizahi eleştirilerin, işin “tatlı-sert” tarafını oluşturduğunu bir kez daha anlıyoruz. Peki, bu “acı tatlı” seyrin sonunda Kuşadası halkı, hangi tada doyacak? Asıl mesele bu.




