Son günlerde Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel üzerinden dönen “mal varlığı” tartışmaları, aslında bir belediye başkanının kişisel beyanlarından çok daha derin bir yaraya parmak basıyor: Siyasetin ve gazeteciliğin içine düştüğü yozlaşma. Bu tabloya baktığımızda, Manisa’nın rahmetli Belediye Başkanı Zeyrek’in yaşadıklarıyla tüyler ürpertici bir benzerlik görüyoruz. Sanki dürüstlük ve çalışkanlık, modern siyasette bir liyakat nişanesi olmaktan çıkmış, aksine hedef tahtasına konmanın bir gerekçesi haline gelmiş.
Eskiden siyaset, fikirlerin ve projelerin çarpıştığı bir arenaydı. Aslanlar gibi kürsülerde, ekranlarda tartışırdı siyasi denkler. Şimdi ise en can alıcı ülke sorunları bile, siyasi aktörler tarafından doğrudan tartışılmıyor; onun yerine, medyadaki “gazeteci kılıklı tetikçilere” havale ediliyor. Ne yazık ki bu hastalık, genel siyasetten süzülüp yerel yönetimlere kadar sirayet etmiş durumda.
Ömer Günel örneğinde de gördüğümüz gibi, CHP ve Günel’e muhalefet etmek isteyen bazı çevreler, gazetecilik mesleğini bir taşeronluk aracı olarak kullanıyor. “Ömer Günel’in mal varlığı değil sorun” diye bas bas bağırmamızın sebebi de tam olarak bu. Günel, tıpkı tüm kamu görevlileri gibi her yıl düzenli olarak mal varlığını ilgili makamlara sunuyor. Yıllardır avukatlık yapmış, altı yıldır belediye başkanlığı koltuğunda oturmuş, hakkında tek bir hüküm almamış, belediye başkanlığı döneminde aleyhine açılmış tek bir dava bile bulamazsınız. Kuşadası belediye tarihinde böylesine şeffaf ve temiz bir dönem pek nadir görülmüştür.
Peki, tüm bu gerçeklere rağmen neden bu ısrar? Neden “Mal varlığını gönder ben inceleyeyim, kusuru varsa yayınlayayım” densizliği? Elinde hiçbir somut delil, haksız kazanç iddiasını destekleyecek tek bir veri yokken, bu “sayıştay müfettişi” edasıyla hareket edenlerin derdi ne gazetecilik, ne de mal beyanı. Onların asıl derdi, Ömer Günel’in malları değil; kendi eksik kalan siyaset yapma cesaretleri!
Manisa’nın merhum Belediye Başkanı Zeyrek de benzer bir “yıpratma” sürecine maruz kalmıştı. O da dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla bilinen, halkının takdirini kazanmış bir isimdi. Ancak siyasi rekabetin acımasız çarkları, onu da hedef almıştı. Bugün Ömer Günel’in karşılaştığı durum, Zeyrek’in yaşadıklarının adeta bir yansıması. Bu, maalesef dürüst ve çalışkan yöneticilerin siyasetin acımasız ve çoğu zaman etik dışı rekabet yöntemleri karşısında nasıl yalnız bırakıldığının bir göstergesi.
Bu hastalık, sadece siyaseti değil, aynı zamanda kutsal gazetecilik mesleğini de yok ediyor. Habercilik kisvesi altında yürütülen bu itibar suikastları, toplumu doğru bilgiden mahrum bırakıyor ve siyasi tartışmaları kısır döngülere hapsediyor.
Artık dur demenin zamanı gelmedi mi? Siyaset, kişisel hesaplaşmaların değil, halka hizmetin alanı olmalı. Gazetecilik ise tetikçilik değil, gerçekleri arayan, sorgulayan, adaleti savunan bir güç olmalı. Aksi takdirde, dürüstlük ve liyakat, siyaset sahnesinde kaybolan değerler olarak kalmaya mahkum olacak.
Hasan DEBRELİ KACAR Yazdı…;
Kalın sağlıcakla




