Kuşadası’nda bazı çevrelerin klasikleşmiş bir siyaset tarzı var..!
Önce bir isim seçilir, ardından o ismin etrafında sis bulutu oluşturulur. “Gerçekler konuşulmasın” diye gündem değiştirilir, algı üretimi devreye sokulur.
Son olarak gazeteci İsmail Dilşen imzasıyla servis edilen içerik de tam olarak bu eski ezberin yeni versiyonu gibi duruyor.
Bir Belediyeyi eleştirmek başka şeydir; Belediye içinde çalışan insanlar üzerinden gizemli hikayeler yazıp, kamuoyuna “acaba?” sorusu pazarlamak başka…!
Siyaset sahnesinde fikri tükenenlerin en sevdiği yöntem budur: Somut mesele konuşmak yerine karakterler üretmek, gölgeler çizmek, sonra da o gölgelerle kavga etmek.
Bugün Kuşadası’nın konuşması gereken konu; kimin koridorda daha çok göründüğü değil, kent adına ne yapıldığıdır. Yol, altyapı, çevre, turizm, yatırım, sosyal belediyecilik… Bunlar zor başlıklardır. Bunlar emek ister, veri ister, analiz ister.
Ama belli ki, bazıları için kolay olan başka bir yol var: Başlıkta gerilim, içerikte ima, sonunda bolca dedikodu.
Gazetecilik kamuoyuna bilgi taşır. Merak köpürtüp, belirsizlik pazarlamak ise başka bir iştir.
Kuşadası artık bu senaryoları ezbere biliyor. Kim; neyi neden yazıyor, hangi dönemde hangi düğmeye basılıyor, kamuoyu bunu okuyabilecek siyasi hafızaya fazlasıyla sahip…!
Ne zaman belediye gündemi başka bir yere evrilse, ne zaman siyasi iklim sertleşse, aynı yöntemler sahaya sürülüyor. Tesadüf demek için fazla tanıdık.
Buradan açık söyleyelim..!
Kuşadası’nın enerjisini kişisel hikayeler ve masa başı kurgularla tüketmeye çalışanlar, kentin gerçek gündemini perdeleyemeyecek.
Çünkü bu şehir artık manşet gürültüsüyle değil, sonuçla ilgileniyor.
Algı kısa koşar. Gerçek ise maratoncudur.
Ve Kuşadası, kimin haber yaptığını da kimin hesap yaptığını da görüyor.



